Ozan Delice Yazdı: Kedim Fıstık ve Ben

Bazı karşılaşmalar vardır, hayatımızda ne kadar kalacağını bilmeden başlar ama bıraktığı iz ömür boyu silinmez. Bazen küçücük bir can, hiç beklemediğiniz bir anda hayatınızın en güzel parçalarından biri olur. Benim için o küçük canın adı Fıstık'tı.

Fıstık'ın hikâyesi, daha küçücük bir yavruyken annesini kaybetmesiyle başladı. Henüz hayatı tanımadan, annesinin sıcaklığından ve korumasından mahrum kalmıştı. Yanında ikiz kardeşi vardı. İki küçük kız kardeş, hayata biraz eksik, biraz çaresiz ama birbirlerine tutunarak başlamışlardı.

Bir süre sonra annemle babam onları beslemeye başladı. Çevremizdeki hayvansever dostlarımız da bu küçük canlara kayıtsız kalmadı. Böylece Fıstık ve kardeşi için yeni bir hayatın kapısı aralandı.

Başlangıçta yalnızca karınlarını doyurmak için yanımıza gelen bu küçük yavrular, zamanla hayatımızın bir parçası hâline geldi. Özellikle Fıstık... Bize öyle alışmıştı ki artık yanımızdan ayrılmak istemiyordu. Günlerin üzerine uzanır, bizimle vakit geçirir, sevgisini kendine has hareketleriyle gösterirdi.

Bir süre sonra onun bizim için sıradan bir sokak kedisi olmadığını anladık. O artık ailemizin bir üyesi, evimizin küçük kızı, adeta evladımız olmuştu.

Fıstık'ın sevgi gösterme biçimi de kendine hastı. En sevdiği şeylerden biri gelip sakallarımı yalamaktı. Bazen yanıma sokulur, o küçücük hâliyle sevgisini göstermeye çalışırdı. Sonra gider, çevresindeki diğer insanlara da aynı sıcaklığı gösterirdi. Öyle sevecen, öyle uysal, öyle pıtırcık bir kediydi ki onu tanıyan herkesin yüzünde bir tebessüm bırakırdı.

Onunla ilgili hiçbir şeyi eksik bırakmamaya çalıştık. Beslenmesiyle ilgilendik, sağlık kontrollerini yaptırdık, kardeşiyle birlikte kısırlaştırma sürecini tamamladık. İhtiyaç duyduğu her konuda yanında olmaya çalıştık. Çünkü artık o bizim sorumluluğumuzdan çok daha fazlasıydı. Bizim ailemizdi.

Elbette onun için daha güvenli, sıcak bir yuva bulmayı da istedik. Bir gün bir kadın Fıstık'ı sahiplenmek istediğini söylediğinde çok sevinmiştik. Sokakta yaşayan hayvanların karşılaşabileceği zorlukları biliyorduk. Onun uzun, sağlıklı ve güvenli bir hayat yaşamasını istiyorduk. Fakat bu sahiplenme gerçekleşmedi. Fıstık bizimle kalmaya devam etti.

Belki de onun en güzel tarafı buydu. Bizi ailesi olarak benimsemişti. Bizim yanımızda kendini güvende hissediyor, sevgisini hiçbir karşılık beklemeden gösteriyordu. Bazen düşünüyorum; başka bir eve gitseydi bile o küçücük kalbiyle yeniden bize dönmenin yollarını arardı.

Çünkü bazı bağlar yalnızca aynı evi paylaşmakla kurulmaz. Bazen bir bakış, bazen küçük bir dokunuş, bazen de sakallarınıza kondurulan birkaç sevgi dolu yalama, aranızda tarif edilmesi zor bir bağ oluşturur.

Fıstık benim için böyle bir bağın adıydı.

Bugün geriye dönüp baktığımda onunla geçirdiğimiz güzel günleri, bize gelişini, yanımızda geçirdiği saatleri ve o sevimli hareketlerini hatırlıyorum. Hayatımıza ne kadar kısa ya da uzun süre dokunduğundan ziyade, bizde nasıl bir iz bıraktığını düşünüyorum.

Ve şunu çok iyi biliyorum:

Bazı canlar hayatımızda kısa bir süre kalır ama bıraktıkları iz, bir ömre sığmaz.

Fıstık da benim hayatımda böyle bir iz bıraktı. O küçücük bedeniyle kocaman bir sevgi sığdırdı hayatımıza. Biz ona bir aile olduk, o da bize karşılıksız sevginin ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattı.

İyi ki yollarımız kesişmiş küçük kızım. İyi ki hayatımıza girmişsin.

Senin adın artık yalnızca bizim anılarımızda değil, bu satırları okuyan herkesin kalbinde yaşayacak.

İyi ki vardın Fıstık.